FELSEFE, GÜVEN, DÜŞÜNME, DÜRÜSTLÜK

Felsefe bir dürtme, dürterken düşünme hareketidir. Evde, sokakta, doğada ne olduğunu bilmediğimiz bir şey gördüğümüzde ve bu şeye bir çubuk aracılığı ile yaklaştığımızda, o şeyin ne olduğunu düşünüp tanımını yapmaya çalışırız. Bir yandan da çubukla o şeyi dürter, düşüncemize gözlemimiz ile destek oluruz.

Felsefe de tarihte böyle ortaya çıkmıştır. İnsan olarak güvendiğimiz bir hayat biçimi vardır. Annemize, babamıza, kardeşimize, yakınlarımıza daha geniş ölçekte ait olduğumuz gruplara içten güveniriz. O gruplardan öğrendiğimiz değerleri öncelikli olarak tanır ve bu değerler ile hayatımızı yaşarız. Çünkü bu değerler bize bir yaşam sunmakta, hayatlarımıza devam etmemizi sağlamaktadır. Ta ki, bu değerler bazı anlarda işlevini yitirene kadar.

Evet ilk filozof Thales, dünyaya ilişkin, hayata ilişkin bazı değerlerin işlevini irdeledikten sonra, bazı şeylerin doğru olmayabileceğini keşfetmiş ve düşünmeye koyulmuştur. Thales’in ilk olarak güven duygusunu sarsan şeylerden biri yağmur olayı olmuştur. O dönem insanlara göre yağmurun yağması -diğer doğa olayları gibi- tanrısal bir durumdu. Tanrıların duygu durumları, yağmuru yönlendiriyordu. Ancak Thales bu durumun böyle olmayabileceğini keşfetmiştir. Thales belki Tanrılara güvenini tamamen yitirmemiştir. Ama filozof etrafındaki hayata başka bir gözle bakmaya başlamıştır. Güven duygusunun sarsılması, onda yeni düşüncelerin üretilmesine yol açmıştır. Bu düşünceler ile yağmuru, yağmurun doğa ile ilişkisini keşfetmiştir. Ve yeni düşünceler ile bir felsefe ortaya koymuştur.

En azından bildiğimiz kadarıyla felsefe böyle başlar. Bir dürtü ile. Dürtünün düşünceye dönüşmesi ile. Sonra bu düşüncelerin elekten geçirilip, geriye kalanların kullanılmaya devam etmesi ile.

Thales -doğal olarak- Tanrısallık fikrini tamamıyla geride bırakmaz. Ama bu fikre tamamen güven duyamadığı için de, yeni fikirler, yeni değerler üretme yoluna gider. Thales’ten sonra gelen filozoflarda, güvenlerinin yıkıldığı, hayatlarında başa çıkmaları gereken başka problemler ile karşılaştıklarında, bu problemlerin çözümü için, -düşünce ve gözlemin de desteği ile- yeni fikirler ve yeni değerler üretmişlerdir.  

Thales’in getirdiği bu yeni anlayış, dönemin problemlerinin doğaya bakılarak giderilmeye çalışılması bir dönem işlevini sürdürmüştür. Yine ta ki yeni problemler baş gösterene kadar.

İçinde bulunduğumuz koşullar değiştikçe, hayatta kalmak için kullandığımız yöntemlerde değişir. Örneğin, çocukken ki yeme, koşma, oynama biçimimiz ile gençliğimizde, ya da orta yaşa geldiğimizde ki yeme ve oynama biçimimiz şekil değiştirir. Değişmek zorundadır. Felsefe ve insani değerler de tarihin akışı içinde bu tip değişimlere sahip olmuştur.

Thales’in tartıştığı konular, doğaya olan ilgi bir dönem devam eder. Ancak dönemin fiziksel, siyasi, ekonomik koşulları değişmeye başladıkça, insanların ihtiyaçları da değişmiştir. Sokrates’in dönemine gelindiğinde ise insanlık artık başa çıkması gereken bir takım yeni problemlere sahip olmuştur.

Sofistler adı verilen bir takım başka filozofların değerleri Sokrates’i rahatsız eder. Sokrates onlara güvenemez. Çünkü ona göre sofistlerin toplumda yaşamak için ürettiği siyasi fikirler fazla özgürlükçü gibidir. Ve o günlerde bu özgürlükçü anlayış; savaşa, demokrasinin başarısız yönetim şekline ve siyasi bozulmalara karşı çözüm getiren bir değer grubu oluşturamamıştır.

Sokrates’e bu şüpheci ve fazla özgürlükçü, geniş değerler fazla belirsiz görünür. Filozof bu değerlerin dürüst olmadığını düşünür. Ve kendisi yeni değerler üretme yoluna gider. Onun için en önemli değerlerden birisi dürüstlüktür. Dürüst olmayan bir düşünce, bize bir gerçeği anlatamayacaktır. Sokrates’e göre dürüstlük değeri olmadan yapılan her hangi bir insani eylem, problemlerimiz için çözüm yaratmayacaktır.  

Bu felsefi döngünün içinde insan bugüne ulaşmıştır. Tarihte yeni problemler ortaya çıktıkça, felsefe aracılığı ile insan yeni değerler üretmiş ve hayatını devam ettirmeye çabalamıştır. Örneğin Hristiyanlığın suç, ceza, insan davranışı ile ilgili ürettiği değerler, bir süre sonra işlevini yitirince, (11. Yüzyıldan sonra felsefe tarafından) o dönemin insanları tarafından insanı, bireyi hedef alan başka değerler üretilmiştir. İnsanın çektiği acılar yön değiştirdikçe, değerler de yön değiştirmiştir. Bugün gelinen noktada ise, yine mevcut bazı değerler işlevini yitirmiş görünmektedir. Bu bazı değerlerin değişikliğe uğraması kaçınılmazdır. Çünkü bu değerlerin bedenin eylemini devam ettiremeyeceği açıktır. En azından Sokrates’in dediği gibi kendimize karşı dürüst olmak durumundayız.

Peki, bugünün dünyasında özellikle Türkiye gibi kültürler içinde hangi değerlere bakmamız, bu değerleri irdelememiz gerekiyor?

Modern değerler insan hayatına güzellikler getirmekle beraber, insanı doğadan uzaklaştıran değerler sunmaktadır. Örneğin insan fiziksel mücadeleden uzaklaşmıştır. Ama bu mücadelenin verdiği keyiften de uzaklaşmıştır. İnsan enerjisini nereye harcayacaktır? Dinlerin ahlak adı altında sunduğu baskılar, kadın erkek arasında uçurumlar yaratmıştır. Toplumsal hayatta bu ikisi bir arada yer almadan o toplumun hareketi nasıl sağlanacaktır? İnsan kendisini yücelttikçe yüceltmiş, evrende bir üstünlüğü olduğuna inanmıştır. Ancak insanın zayıf bir varlık olduğu, toplum olmaksızın hayatta kalamayacağı açıktır. İnsanın bu modern ve dini değerler içinde kendi zayıflığı ile barışması ne kadar mümkün olacaktır? Yalan ve korku içimizdeki bir hastalık halini alarak, günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Peki, yalanın verdiği kaygı duygusu ile sürekli olarak nasıl başa çıkabiliriz? Bütün bu sorulara yanıt vermeksizin mevcut değerlerimiz ile devam etmemiz, toplumsal ve bireysel açıdan başka patlakların ortaya çıkmasından başka bir sonuca yol açmayacaktır. Bu yaklaşımlar, ırkçılığa, ötekileştirmeye, nefrete, kaygıya ve sonunda daha büyük acılara sebep olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Günümüzdeki imkânlar sayesinde artık şu soruyu daha gerçekçi şekilde sorabilmemiz gerekmektedir: Biz kimiz ve ne için yaşıyoruz? Şunu kabul etmek gerekir ki doğa, hayatta kalmak için oldukça zorlu bir platformdur. İnsan da doğanın içinden gelir. Toplum içinde hayatta kalmakta bir o kadar zordur. O yüzden ne bir kurtarıcı ne de mucizeler beklemek işimize yaramayacaktır. Üreteceğimiz değerlerin gerçekçi olması gerekir. Bununla beraber, güven duygusunun içinde sevgiyi, merakı, ilgiyi ve ilişki kurma becerisini keşfedebilirsek, biraz daha yumuşak bir dünya hayal etmek elbette umut edilebilir olabilir.

Bir başka deyişle, hayatın zorluğu ve güzelliğini yan yana kabul etmemiz gerekir. Hayatta hep güzellikler olmayacaktır. Ama yine de hayattan keyif alabileceğimiz vücutlara sahibiz.

Baş belası Platon’un da dediği gibi ölçüyü tutturmak bizim için kaçınılmaz derecede önemlidir. Felsefede ve bilimde bugün geldiğimiz noktada şunu anlamak o kadar da güç değildir: hayatta hiçbir şey aşırı değer verilecek kadar önemli, kıymetli değildir. Ne çok çalışmak, ne çok savaşmak, ne çok yemek, ne çok kazanmak, ne çok bilmek, ne çok ölmek, ne çok yaşamak! Laura Wendy Belcher’in dediği gibi, bir bilim insanı için en önemli şey asla çok çalışmak değildir. Her birimiz için en önemli şey ise, biraz çabalayıp biraz akışına bırakmaktır.

Biz ne kadar zorlasak da, hayata, evrene hükmedemeyiz. Evren bizim için varlığını sürdürmez, evren yaşar devam eder, biz de bir süreliğine ona katılırız. Ancak bundan acısıyla tatlısıyla keyif almaya bakarsak, Evrenin gülen yüzünü görebiliriz. Yoksa istediğimiz kadar yırtınalım, sonuç: hayat devam eder.

Yeni değer arayışında belki evrene de uyum sağlamamızı sağlayacak ve modern hayatın yükünü biraz olsun azaltacak, bizi savaşlardan, ölümlerden biraz olsun kurtaracak bir anahtara sahibiz aslında. Bu anahtarın adı “yavaşlık”. Evren, hayat yavaştır. Yavaş akar. İnsan bazen korkuyla, kaygı ve endişeyle bu yavaşlığı fark edemez. Ama hayat yavaştır. Durup biraz olsun seyredebilirsek bunu fark ederiz. Hem de bunu hemen hepimiz kolayca yapabiliriz. Örneğin bu yazıyı okuyorsanız, hemen durup, nefesinizi, yürüyüşünüzü, düşüncenizi, el kol hareketlerinizi, işinizi gücünüzü yavaşlatabilirsiniz. Gerçekten çok kolaydır. En azından denenebilecek kadar kolaydır. Bu zorlayıcı koşullarla başa çıkmak için bu kaynak bizim için bir fırsat oluşturabilecek kadar güçlüdür. Hayat denemeye değerdir.

KAYNAKÇA

Laura Wendy Belcher, Writing Your Journal Article in 12 weeks

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *