Evrim

Evrimi yanlış anlıyorlar. Günlük yaşantıda dini kültürün etkisiyle, felsefi düşüncede ise Aristotelesçi kültürün etkisiyle evrimi bir amaca doğru ilerleme, yönelme hareketi olarak görüyorlar. İnsan duygu ve düşünce kültüründen çıkmış olan, insanı ele geçiren teizm hegemonyasını düşüncemizden, alışkanlığımızdan atamıyoruz.  Canım Aristoteles’te, Platon’un olur olmaz bir sürü fikirlerinin etkisinden kurtulamayarak, yaşamda bir amaca gidiş olduğunu iddia ediyor. Ve yüz yıllardır bir sürü zeki adamın yaşamlarımız üzerindeki bu ağır amaçsalcı fikirleri törpüleyebilecek, dengeleyici fikirlerine rağmen bu etkilerden kurtulamıyoruz. Peki ama hani nerede bu evrim baba? Nereye gidiyor ki kendisi amacı(telos)? Kendisini gerçekleştirmek için neyi bekliyor? Peki ya gerçekler? Artık tarihi olayları daha net göremiyor muyuz? Foucault’yu, Hobbes’u hiç mi anlayamadık?

Hâlbuki evrim görüşü hareket, değişim fikrini yansıtmaktadır. Bitmeyen bir hareket. Başı ya da sonu olmayan. Gerçekten sözcüğün anlamını hissettiren bir kelimedir. Canlı/cansız varlık, sürekli değişir. Bu değişim çok yavaştır. Algılayamayız. Ancak çok uzun gözlemler sonucu böyle bir değişimin olduğunu düşünebilir, varsayabiliriz. Ama bu değişim bir iyiliğe, bir amaca yönelim değildir. Canlılık ortaya çıktı diye, evren parlamaz. Hareketini durdurup bir kutlamada bulunmaz. Döner durur. Kayıtsızca.

Bu fikre karşı mısınız? Tamam, onu da tartışayım. Diyelim ki, iddia edilen gibi, evrim sizin anladığınız -ya da bence anlayamadığınız- şekli ile bir olgu (fenomen) olsun. Evren oluştu, genişliyor. Ve bir yol haritası var, varmaya çalıştığı bir nokta var. Milyar yıllar geçiyor, diyelim ki varmaya çalıştığı noktalardan bir durağı insan. Milyar yıl sonra insana ulaştı, insan -tırnak içinde- akıllı evrimin vardığı bir nokta oldu. Parladı, yine aynı evrenin tarihini parlattı. Sonra belki yine sönecek olsa da bu insan yine de evrendeki başka parıltılara el vermiş olacak kutsal evrim ile. Güzel bir hikâye, bence de. Gerçekten ışık ışık. Renkli resimli kitaplar gibi. Ama sizce de bu hikâyenin bir noktasında, yaşadığımız hayatın gerçekliğini yansıtmayan koca bir çiğlik yok mu? Madem bu evren bir mucize, o zaman bu evren çok yavaş bir mucize öyle mi? Çok yavaş ilerliyor ancak arada ulaşabiliyor yüce amaçlarına-o da çok arada gibi. İşte milyar yılda bir, bir insanlık yaratıyor (o da ancak insanlık) ve parlatıyor. Ne büyük başarı. E ama kolay değil evren olmak tabii, ya da tanrı olmak. Sorumlulukları, sınırlılıkları var naparsın, hayat kolay değil.

Sizce de komik değil mi? Bu öyle bir evrim ki (amaçsal evrim) öyle bir güç ki, kendine sınırlar çizmiş, ya da kendisi bu kadar zaten, ancak bu kadarına gücü yetiyor. Eh tabii bir hikmeti vardır ama değil mi? Ya da belki rüyadayız. Ve uyandığımızda bize şaka yapıldığını söyleyecekler? Ne rüya ama: Öyle ki şakacı telosçu/evrimci/amaccı evren/tanrı kutsallığı/kudreti ile bize bir varlık sundu, ama işte içine biraz acı kattı, e ne de olsa doğası Adana gibi ya da Meksika gibi yerlerde hava yeterince sıcak ve acı verici değilmiş gibi yemeklerin içine acı katmakta hiçbir mahsur yok. Sağ olsun buna da şükür! Yok yok kusura bakmayın, bu rüya değil kabus olabilir, bu bir oyunsa, şakaysa bile hoş değil. Ne tanrı adına, ne de modern yüce evrim adına uğruna idealler yaşatılacak, anıtlar dikilecek, katlanılabilecek bir rüya ya da şaka değil. Yok!

Peki tamam evrimsel, evrensel bir iyi, güzel yok ama iyi güzel hiç mi yok? Bence var. Ama yine ancak bizim için var, bu iyi ya da güzel evrimsel ya da evrensel değil. Bence iyiyi, güzeli, huzuru biz insanlar evrensel bir amaç için değil kendimiz için yaratabiliyoruz. Bunu da yine ancak evren gibi davranarak, yıkıcı olarak yapabiliyoruz. Tüm hayvanları öldürerek ancak bir yaşam ortamı sağlayabiliyoruz. Ama biraz akıllı olursak, bir kaç hayvan yaşatıyoruz eğlenmek, arkadaş edinmek için, biraz orman. İşte birkaç hunhar ama akıllı Avrupalı insan fark etmişler durumu, düşünce dünyasından da faydalanıp kendilerine yaşam alanı oluşturmuşlar. Ama yine buradan da anlaşılıyor ki, doğada yumuşak insan hayalleri değil, ancak harekete tabii olasılıklar ancak kendi içinde bir varlık alanı yaratabiliyor. Ama olmuyor işte, Tanrılar yaratmaktan vazgeçemiyoruz. Yeni Tanrımız ise evrim.

Bir diğer konu evrim ve din. Evrim kor/temel teizm anlayışı ile de örtüşemez onu da anlatmak isterim. Teizme göre varlık yokluktan bir tanrı tarafından yaratılmıştır. Evrimci anlayışın genel paradigmasına göre ise, varlık hep vardır, var olagelmiştir, ilk yaratılmışlığı yoktur. Bu evrim “paradigmasını” değiştirerek başka bir evrim tanımı ile bu iki kavramı uzlaşma yoluna gidebilirsiniz. Ama bu bence yine gerçekleri saptırmak kendi işinize geldiği gibi yorumlamak olur. Çünkü daha olumsal, uzun sürelerde test edilebilir, daha güvenilir anlamda varlığı anlayabildiğimiz kadarıyla varlığın (yine atomun) anlık mucizeler yaratıyor olabileceği ihtimalini kabul etsek bile, – atom içi anlık var olma yok olma gibi- bu oluşum tek başına koca kainatı bugün ki haline getirmek için anlık bir mucize şeklinde ortaya çıkan bir yapıda değil gibi görünmektedir. Yani diyelim ki bir güç tanrısı varsa bile bu tanrı olabildiğince kısıtlı bir tanrı gibi düşünülebilir ancak. Bir başka deyişle özellikle üç “büyük/koca” dinin iddia ettiği gibi bir Tanrı eliyle varlık varlığa geldi görüşü, makul görünmemektedir. Tabii bunu da kendinize göre yorumlarsanız dini, evrimsel yorum katarak, işte tanrı hala yaratıyor, ya da tanrı 7 günde yarattı (matematiksel pitagorasçı tanrı yorumlamaları) ya da evrim zaten dinde gerçektir, bakın hala değişim devam ediyor gibi şeyler ile meşrulaştırırsanız, yine kendi iç duygu ve fizyolojik dengeniz adına bir teori üretmiş olursunuz. Ama doğada var olan gerçek bir durum, bir yıkım ile karşılaştığınızda, o zaman yeniden sorgularsınız tüm bu ideal mucizeleri.

Ancak dediğim gibi insan teist anlayıştan kurtulamıyor. A-teist olanlar bile evrimi bir amaca hizmet gibi yorumlama eğilimindeler. Neymiş insan bir gelişimin ürünüymüş. Fil de yavrusuna sahip çıkıyormuş, ama 48 saat için en fazla. Ama evrimin o kutsal ruhu ile insan evrimin üst aşamasında yavrusunu ömür boyu koruyabilir hale gelmiş. Bu da adaletin, hak kavramının varlığına bir atıfmış.  Bunların soyut değerler olduğunu, sadece insan kültürü içinde, insanın matematiksel ölçüleri dâhilinde olduğunu yorumlayamıyoruz. İnsandan olanı evrensel zannediyoruz. Hâlbuki en iyi şartlarda yaşayan, eğitimli modern annelere bile baktığımızda anlayabiliriz evlat sevgisinin gerçek yüzünü. Modern anneler çocuklarına şiddet uygulamaktan kaçınmaktalar. Ancak çocukları ile vakit geçirme peşinde de değiller.

Genel olarak insanın evrimsel bir mucize ürünü süper bir makine olmadığını anlamak için yakın ve uzak tarihe bakmamız da yeterlidir. İnsan sürekli bir savaş halinde, her yerde savaş, içte dışta. Ülkelerde, insanlarda. Onun da sebebini size söyleyeyim. Öyle uzaklarda aramayın, işte insan ulviyet için savaşıyor ya da Âdem’den kalma bir lanet falan yok görünürde. Bırakınız efendim bunları. İnsan doğaya ne kadar galebe gelmiş gibi bir görüntü gösterse de, insan doğaya hep yeniktir. Doğanın tehdidini tedirginliğini hep hisseder. İnsan vücudu farkındandır dış dünyanın. Yaşadığımız gibi yerlerde tehdit hem köpeklerdir, hem sabah bizi uyandıran, bağrışan uyuşamayan insan sesleri. Sitelerde yaşıyorsak da tutsaklığın pençeleri. Avrupa gibi sükûnetin daha değerli görüldüğü yerlerde ise insanlar arası müsabakanın o sıcak kollarıdır korkularımızı hep diri tutan, bildiğimiz içten içe, uykumuzda rüyamıza giren ve doğanın acılarını bize her an hatırlatan. Eh delirme payını yüksek tuttukça, yakıp yıkmamız da çok oluyor tabi. Ama ya bu evrim yeteneksiz, ya da işte dediğim gibi gerçek hayat aslında yücelikten çok uzakta. 

Demem o ki ne evrimi anlıyoruz, ne evreni. Azcık kendimizi anlasak yine o bile yetecek aslında. Ama, işte yine evrenin yoğun etkisi, baskısı hep hayatımızı da, fikrimizi de, kültürümüzü de şekillendiren.  

(Son not: Stanislaw Lem’in Yenilmez kitabı evrimin, amaçsal olmadığını yönelimsel olduğunu başka bir bakış açısıyla yorumlayabilmek için, harika bir romandır. Orada varlık yine hareket unsurları çerçevesinde varlığını hareket ettirir, amaçsal değil, tabi bunu ince detaylar üzerinden anlamak, tartışmak çokta kolay değil. Ama okursanız konuşulabilir)

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *